ÜÇ BULUT KADIN

Mana giydirdiği birkaç bulutla konuşmaya başladı. Açık mavi, sarı ve pembe renkleriyle sanki oturan üç tane kadına benziyorlardı. Henüz onüç yaşlarında kalbinin derinliklerinde iz bırakacağı belli olan o üç meşhur kadın. Bulutlara selam vermek onlara selam vermekten daha kolaydı. Ulaşamazdı o güçlü üç bulut kadına, ne zaman ulaşmaya kalksa bulutlar kararırdı. O gün anladı, bu bulutlar kendi düşüncesine göre şekil alıyordu. Üstelik yağmurun damlalarını çok severdi. Damlaların, camlar üzerindeki dansını, süzülüşünü ve ritmik bir şekilde takıldığı ilk engelde diğer damlacıklarla bir oluşunu.

Küçük yaşlarından beri öylesine yaptığı bir şeyi fark etti. İleride buna gözlemleme yeteneği diyeceklerdi ama o henüz onlu yaşlarda bunun farkında değildi. Gözlemlemeyi, insanları tüm detaylarına kadar izlemeyi, yüzlerini taramayı çok severdi. Elbette o üç bulut kadını da tarıyordu ve tanımaya çalışıyordu. Onların günden güne nasıl da uzaklaşıp gökyüzünden dağılışını seyredecekti.

Sabahın ilk ışıklarında evlerinde bir curcuna ile uyandı, bayram sabahlarından birisiydi, yatağından kalkmış etraftaki yüksek sesleri algılamaya ve anlamaya çalışıyordu. Bayram sabahları erken kalkmanın ve yetişme telaşının evde yarattığı kargaşaya ait öfkelerden sağa sola emir kipleri yağıyordu. Hepsi iş paylaşımını yapamıyor ve ısrarla birisi diğerlerine sorumluluklarını aktarmaya çalışıyordu.

Bir kişinin tüm işe yetişmeye çalışması gibi, annesi etraftan destek bekliyor ancak kimse onu dikkate almadığından öfkesi tavan yapmış bir şekilde neredeyse ağzından köpükler saça saça kızgınlık cümleleri kuruyordu. Aslında tüm bunların sebebi yapılacak kahvaltının ve zamanında evin derlenip toplanıp konu komşuya hazır olmasından başka bir telaş değildi.

Bir şekilde kahvaltı yapılmış, ortalık derlenip toplanmıştı. Eve misafirler geldiğinde herkes çok anlayışlı ve güler yüzlü oluyordu. Sanki tüm güler yüz komşular içindi. Herkes onların evine geliyor ama kimse de elinden tutup hadi sende gel diyerek komşu ziyaretine onu götürmüyordu. Ortalıklarda dolaşmanın anlamı olmadığını düşünerek bir kenara çekildi ve herhangi bir kumaş parçasına gözlerini daldırarak düşünceden düşünceye geçti. Geçen günlerinde karşı komşusuna sebebi nedendir bilmediği bir ziyaretten dolayı annesiyle oturmaya gitmişlerdi. Komşudaki teyze bir kayınvalideydi ve annesiyle muhabbet halindeyken gelini tüm güler yüzüyle bir yandan çay, bir yandan meyve ikram ediyor ve yetmezmiş gibi bir de elmaları soyuyordu. O an evlerin içinde herkesin bir görevi olduğunu düşündü. Görevini yapmayanlar ise diğerinin ters bakışı ve ses tonlamalarıyla kendine getirilirdi.

Hep bir yerlere dalarak insanların hal ve hareketlerini, söylediklerini süzgeçten geçiriyor anlamaya çalışıyordu. O bayram günün de ve annesiyle komşuya gittiği günde ağzını bıçak açmamıştı. Aslında konuşmayı istiyor ve seviyordu ancak muhabbete nasıl girilir bilmiyordu. Ona herhangi bir şey soran da yoktu, konuşabilmek için sebepler aradığını fark etti. Konuşmak için söz hakkı verildiğinde çok kullanılmayan ses tonunun yaptığı gibi sesinin derinlerden boğazına kadar gelmesi aşamasında kimsenin o aşamayı bekleyemediğini de fark etti. Cümleyi değil kelimeyi bitiremeden konuşma tecrübesi de son buluyordu. Bu yüzden defter ve kalemine sarılıp sessizce onu dinleyen satırlarına konuşuyor, yazıyor, çiziyordu. En iyi arkadaşı günlükleriydi.  

Öğrendiği nezaket biçimi komşulara ve elaleme göre verilen davranış biçiminden kaynaklanıyordu çünkü çocukken bayram sabahlarında öyle görmüştü ve öyle öğrenmişti. İleriki yaşlarında da bir aşamaya gelene kadar, bu nezaketi tam da ailesinde gördüğü gibi kendi kurduğu ailesine değil, hep dışarıya arkadaşlarına, dostlarına, iş hayatındakilere karşı gösterecekti. Söz hakkı verilmeden konuşamayıp birde o hakkı alabilmenin verdiği heyecanla sözlü ifadeleri de uzunca bir süre yaralı kalacaktı. Çünkü söz hakkı verildiğinde, konuşması gereken her şeyi kafasında söylemesi gerektiğini kurarak bir anda hepsini konuşmaya çalışırken, karşısındaki kişilerin onu anlamakta zorlanacağını görecekti. Çünkü konuşma hakkını kendinde göremiyor, söze giremiyor, fırsatını bulduğunda her şeyi konuşmak istiyorken anlatmak istediği konu karışıyor da karışıyordu.

Çocukken görevlerin tanımlandığını ve herkese bir görev düştüğünü görmüştü. Annesinden, herhangi bir iş için yardım alamadığında ve etrafındakiler sorumluluklarını yerine getirmediğinde, tepki olarak, öfkelenip bağırıldığını ya da ters bakışlarla karşılık verildiğini öğrenmişti. O da ileri ki yaşlarında görevlerini iyi yapmaya çalışacak ve görevlerini iyi de yapacaktı. Mükemmel olmazsa hep tehdit altında olacağını düşünecekti. İnsanların onun için söyleyeceği birkaç eleştiriyi ezilme tehdidi olarak görecek, belli bir süreye kadar iş yerlerini de sık sık değiştirmesine neden olacaktı. Başarılarını reddedecekti. Yapacağı işlerde tek başına kaldığın da etrafındakiler sorumluluklarını alamadığında onlara öfkesini kusacak ve hep sitemle bağıracak ya da kızacaktı.

Kendisini ifade edemediği zamanlarda, anlaşılamadığı zamanlarda da, o kadar yara alacaktı ki onu yaşam döngüsü yazmaya itecekti. Gençliğinden beri yazmadığı o sayfalara geri dönecek artık eskiden yaptığı gibi ne öğreniyor ne deneyimliyor ya da neyi ifade etmek istiyorsa satırlarına akıtacaktı. Uzun bir süre kendi kabuğunda sayfalarına yazarken, beklenmedik bir zamanda aklına düştüğü fikirle doğduğu anda gökyüzündeki yıldızların ona ne söylediğini merak edecekti. Öğrendiği derin bilgilerde sadece yapması gerekenin yazmak ve yaymak olduğunu görecek ve satırlarına tekrar sarılacaktı. Hayatı hep yaptığı gibi damlalarıyla, bulutlarıyla, rüzgârıyla, insanlarıyla gözlemlediği gibi gözlemleyerek satırlarına akıtacaktı. Çocukluğunda yaptığı gibi kocaman bir kadın olduğunda da bulutlarına geri dönecekti.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

Mısır Tarlası

Dünyanın güneşi sadece ona doğuyordu sanki küçük bedeninde, taşımayacağı kadar acıları olsa da,  devasa büyük hayalleri vardı. Penceresinden yansıyan güneş huzmesi saçlarına vurmuş, başak gibi parlıyordu. Saçlarını elleriyle karıştırarak okşadı,…
Görüntüle

KENDİRDEN ÇADIRLAR

Traktörlerden çıkan motor sesleri ile açtı gözlerini sabahın ilk ışıklarına. Kafasını kaldırıp, araladı perdesini, tül perdenin arkasından telaşla çizmelerini dizlerine kadar geçiren teyzeleri ve amcaları seyretti. Kokusu şimdiden burnuna gelen…
Görüntüle

‘AŞK’SERÇENİN KANATLARINDA

Geçmişten eser kalmamışçasına, kıyısında köşesinde, ben önceden yemyeşildim diyen boyasıyla.   iki tarafa açılan minik bir ahşap pencere. Minik pencerenin önüne, yalpalaya yalpalaya yaklaşan yavru yaralı bir serçe. Artık yaralarıyla ona…
Görüntüle

BİZİM MAHALLE  

Mahallenin adı ETHEM mahallesiydi. Mahallenin tam girişinde eski, uzun bir köprü vardı.  Bu köprüden giriş yapar mahalleye öyle adım atardınız. Mahallenin girişinden biraz ilerleyip, sola döndüğünüzde, tam köşedeydi evleri. İki…
Görüntüle

ADRESSİZ MEKTUPLAR

AŞK’ önce sağda solda kaçamak bakışlarla başlamıştı. Sözler, sandıklara vurulmuş, üstüne yeminler edilerek açılamayacak kadar küflü kilitlerde saklıydı. Söylenişinde, zarafet ve gücün aynı anda vurgulandığı bu üç harf, sihirli bir kelimeydi.…
Görüntüle

IŞIK AVCILARI

Davulunu almış eline, gümbür gümbür vuruyordu. Çevre ahalilerden kimisi, davulun sesinden rahatsız oluyordu, kimisi ise onu sevinçle karşılıyordu. Bazen bu tepkiler, uykusundan uyanmak istemeyenlerin tepkisi oluyordu, bazen de ışıklarını açarak…
Görüntüle