SENİN GİBİ…

Hayat bir ağacın dalında asılı yaprak gibidir. Düşleyin yaprağın yaşamını pırıl pırıl, yeşilin en güzel tonunu taşıyıp parlarken, baharın en güzel zamanlarını yaşarken, bol güneşi damarlarına kadar çekerken, etrafında uçuşan kuşlar, kelebekler varken, yeni yeni, tomurcuklar açıp çiçekler verirken, güneş ona her dokunduğunda en güzel kokusunu etrafa saçarken, onu görüp neşelenen, etrafında koşuşan çocuklar varken,  bazen gölgesinde dinlendiğiniz, bazen de o ihtişamından etkilenip seni bir fotoğraf karesine sığdırırlarken mutlusundur.

 Peki, artık dönüşme vaktin gelmişse sonbahar ihtişamı ile gelir, rüzgârını salar, önce bedenini sallar, sonra da etrafındaki dalları ve yapraklarını. Sen umutla güneşin açmasını beklerken sert bir fırtına eser, bir bakmışsın etrafındaki yapraklar bir bir dallarından süzülüyor, sen hala dalında tutunmaya çalışırsın.  Güneş ise göstermez olmuştur yüzünü, yeşilin o en güzeli yavaş, yavaş sararmaya başlamıştır, yanında kalanlarınla bir bütün olur, etrafına paletindeki renkleri yansıtır ton ton, sanki baharına veda edeceğini söyler, şarkıların hüzne döner ve kara kışın kapında olduğunu söylersin.

Sessizce köklerine döner beklersin. Bilirsin ki köklerin uzun yaşanmışlıklarıyla derinlerde salınmıştır. Çırılçıplak kalsan da, bilirsin bahar gelecek yine güneş açacak ve sen bir bahar gününe minik, minik açmış tomurcuklarınla yeniden doğacak ve hüznüne veda edecek, çiçekler açıp gülecek ve etrafına neşe saçacaksın. Biliyordur, hayatın döngüsünü her şey onun daha iyi olması, gürleşmesi, güçlenmesi daha çok büyüyüp ihtişamıyla etrafına ve kendine neşe saçması için vardır. Ne kara kışa direnir ne de sonbaharına, bilir güneş hiçbir zaman terk etmeyecek, zamanı geldiğinde olması gerektiği anda yine ona dokunacak ve onu besleyecektir.

 Doğmayan güneş, geceyi aydınlatmayan ay olmuş mudur? Ya da bize küsüp baharla açmayan ağaç gördük mü? Elbette hayır. Biraz başımızı kaldırıp doğayı gözlemlesek ve dinlesek onların bize ne söylemek istediğini, yanımızda olduklarını hep hissetsek, hepsi her gün bizimle konuşur, her gün bir mesaj verir, hava, su, toprak, güneş, ay, hepsi zamanı geldiğinde görevini yapar ve etrafına bir faydası dokunur, bilirler ki varoluş amaçları var. Tıpkı bizler gibi, tıpkı senin gibi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

AN’DA KAL…

Bizdeki bu dünyaya geliş amacımızı açığa çıkaracak, köklerimizden yeniden doğmamızı sağlayacak, bize seslenilen, bizimle oradan iletişim kurulup konuşulan bir yer var, burası tam da içimizde;  evet orası kalbimizdir. O kadar…
Görüntüle

KENDİNE BAK…

Herkes, “Ne der?”değil,“Ben ne derim? “olmalıydı. İçinde sindirmediklerinle başladığın gün, kimler seninle birlikte nasiplenecekti bu sindirilememişlikten, kendine vermediğin o değeri sana kim verecekti, kendine duymadığın öz saygıyı kim sen vermezken…
Görüntüle

DÖL YATAĞI

Saydam saydam süzüldüğünde gözyaşları, içinde kopan fırtınaları dinmeyecek durmayacak gibi hissettiğinde, o ana geldiğinde, işte o an, bilemezdi hep safsaladıkları “AN” dedikleri şey bu olsa gerekti. İçinden çıkılamaz bir hal…
Görüntüle

BİRİKTİRDİKLERİNDEN KURTUL…

Dünyanın aldığı hal sanki sancı çeken kadının doğumunu beklemek gibiydi. Yaşam sevinci nasıl bir şeydi ve hangi anlarda açığa çıkmaktaydı, acele etmeden sakince dilinin ucuna geleni heceledi. Din-gin-lik halinde diye…
Görüntüle

EDEP

Dünya kazan ben kepçe ararım gündüz gece… Bu söz diline dolandı. Neden dolandığını da biliyordu çünkü kendi ışığını arıyordu, parlamayı varoluşunu bulmayı ve o huzura kavuşmayı. O huzur ki anlatanların…
Görüntüle

DİRENİŞ

Usulca mırıldanmakla başlar içindeki direniş, bir şarkı sözü ağzının içinde dolandırdığın, ellerini birbirine bağladığın, kafanı dizlerinin arasına gömdüğün o dakikalar, birkaç satır yazıp yazıp sildiğin, sonra belki yolladığın sözcüklerin. Birkaç…
Görüntüle