IŞIK AVCILARI

Davulunu almış eline, gümbür gümbür vuruyordu. Çevre ahalilerden kimisi, davulun sesinden rahatsız oluyordu, kimisi ise onu sevinçle karşılıyordu. Bazen bu tepkiler, uykusundan uyanmak istemeyenlerin tepkisi oluyordu, bazen de ışıklarını açarak eşlik edenler oluyordu. Bu iki seçeneğin yanında, uyanmak isteyip, uyanamayanların, duysa da davulun sesini, uyku uyanıklık arasında, uykuya devam etmeyi seçenler oluyordu. Dışarıdan bakıldığında davulcunun eyleminden eksilen bir şey yoktu, o görevi gereği, davulun sesini yansıtmaya devam etmekteydi. Maharet davulda ya da davulcu da değildi. Çıkıyordu yoluna, yolda kaç kişinin uyandığının hesabında değil, yolda olmanın istikrarında, onun için belirlenen günlerde görevini her gece yapmasındaydı. Adı sadece davulcu olsa da davulundan yansıyan sesler çok şey ifade etmekteydi.

Bazı evlerin ışıkları yanınca, o evlerden bazıları, başlarını penceresinden çıkartıp, hangi hanelerin ışıkları yanıyor, hangilerinin yanmıyor, diye saymaya başlardı. Kendisi uyanmıştır ancak gözleri dışarı da kaç kişinin uyandığının hesabında kalmıştır. Bu sayımların amacı, haneler üzerinde yargı oluşturmak içindi. Yargısız, kıyassız yolculuk olamaz mıydı? Bazıları da o kadar birlik bilincin de olmuştur ki, yanmıyorsa ışıkları bir hatırlatıcı gibi arar ve uyanmasına vesile olurdu. Davulcu bile yetmemiştir de, bir dost eli onu uyandırmıştır.

Bazı evler vardır, içten içe uyanır, ışıklar kapalıdır ancak o herkes uyanmadan uyanmış ve niyetine onlardan önce varmıştır. Şimdi o ışık avcıları, bu herkesten önce uyanıp da niyetine varanlar için ne diyeceklerdir. En doğrusu kendi ışıklarına sahip çıkıp, kendi ışığınla, karanlık sokaklara karşı, bir ışık açmak ve uyanmak isteyip de uyanamayan ya da bir göz açıklığıyla etrafa bakıp tekrar uykusuna dönmek isteyenler için, ışığının gücüyle onları uyandırması olacaktır.

Onlar gece yolcuları gibi, uykuyu ikiye bölmüşlerdir. Zamanında bölemedikleri o uykuyu bölünce, özlerine bir adım daha varabilmenin tadına varmışlardır. Herkes, her şey susmuşta dünya da bir sen varmışsın gibi, özün sesinin katıksızca duyulduğu saatler. Ses, sessizlikte daha güzel duyulurdu. Açılan eller gecenin bir yarısında daha samimi, söylenen sözler daha içten, yaralar ise, gece daha hızlı iyileşirdi. Davulcu bir gece sokaklarda, gümbür gümbür vuruyorsa, uyanıp da, uyutman gereken özeliklerinin niyetinde gece uyanarak, gündüze niyet edebilmek ve gündüzleri uygulayabilmen için vardı. Gecelerine de kalabalıklar katarsan, o zaman ne kendi sesini, ne de özünü duyabilirdin, ne de senin sesini duymaya ihtiyacı olanlara ulaşabilirdin. Kâinatta bu kadar kalabalıksak, herkes birbiri için vardı. Büyük birliğin için de teklik, tekliğin için de birlik bilincinde olabilmek vardı.

Dünyaya bir ağlama ile başlıyorduk, ciğerin hava ile dolup da acısına dayanamadığımız ve o sıcacık yuvadan ayrılığın acısıydı. Kocaman bir dünya vardı ve çok savunmasızdık. Rehberimiz etrafımızda bizi büyütenlerdi. Hali hazırdaki bütünlüğün hikâyeleri ile bizleri donatırlardı. Önce uyumlanırdık, onlara aykırı hareket edersek, dışlanırdık. Bazı rehberler başkaydı, onlar o doğdukları bütünlüğe, yanlış yaptıkları şeyleri öğretmek için, dünyaya onun katından elçi olarak gelenlerdi. Onlar özel insanlardı ve güzel ruhlardı. Karşılaştıkları dünya da, insanların uyumlandıkları şeylere karşı, örnek olmak için dünyaya indirilirdi. Elçiler yaşayarak öğrenir ve öğretirlerdi. Tek fark onların bilinçleri çoktan Yaradan ile birlenmişti.

Her şeye rağmen indikleri toplum onlara karşı çıksa da, bir bir yanında olanlarla hedeflerine varmaya çalışırlardı. Onların yanında olanlarda bu dışlanmışlıktan paylarını alırlardı. Ne acılar çekseler de asla hedeflerinden vazgeçmemişlerdi çünkü görevleri olduğunu bilerek doğarlar ve bunu unutmadan yaşarlardı. Dönemleri farklı olsa da tüm dünya yaşamının evrelerine bıraktıkları mesajlar eskimiyordu. O zamanlar yaşanmıştı, şimdi başka bir dönemdeyiz dediğimizde, dünyanın içinde zorlandığımız şeylerden,  başka nasıl çıkabilirdik. Onlar bizlerin karşılaştığımız zorluklar karşısında, nasıl mücadele edip, nasıl davranmamız gerektiğinin mesajcılarıydı. Genellikle, geldikleri dönem de, getirdikleri mesajlar kalpleri ısıtsa da, kabul görmüş ve gelenekleşmiş davranışları ve ideolojilerinin yıkılmasından ve o yaptıkları ilahları tehlike altına gireceğinden dolayı, hep dışlanmaya ve yok edilemeye çalışılmıştır.  Bütün tarihin özetinin ilk maddesi bu olabilirdi. Mesajları pasifist ve doğruluk yolunu gösterse de, kalplerini ısıtsa da, peşinden gitmeyi reddetmişlerdir çünkü takip ederlerse, dünya da elde ettikleri menfaatlerine ters düşeceklerdi.

Şimdi rehbersiz kaldığımızı sanırız ancak bilinç hafızamızda onlar canlıdırlar. O zamanın kavimlerinin zorlandıkları özellikleri gibi bizde günümüzde ne zaman zorlansak, onların bilinçleri ile eşleştiğimizde, rüyalarımızda, kitaplarımızda ya da bir yerde okuduğumuz sözler de onları görür ve okurduk. Ne gördüğümüz boşuna olacaktır ne de okuduklarımız boşuna olacaktır. Hayatta tesadüf yoktu. En basitinden, bir sosyal medyayı açtığımız da bile, gördüğümüz yazı başka bir yazı olabilirdi. Ama neden o yazı önümüze çıktı diye, dikkatlice okumalıydık. Kavim bizlerdik ve bugüne değin oluşan tüm kavimlerin bilincinin aktarıldığı bir kavmin bütünüydük. Allahın elçilerinin hepsi, inandıkları ve yaşam amaçlarının yolunda karşı çıkanlara yeri geldiğinde tepkilerini göstermişlerdir. Mücadelelerini, mesajları ile ya da yeri gelip savaşarak vermişlerdir.

Dünya negatif ve pozitifin ve karşıtlıkların yeriydi. Bu dünyaya bedenle indirilen ruhlar olarak, bunu deneyimlemeyi seçmiş ve gelmiştik. Ruh ezelden ebede vardıysa ve biz şuan dünyaya indirilmişsek, anlamamız gereken şeyin,  denge de olmamız gerektiğini, tüm mesajlarda karşımıza çıkmasından anlıyorduk. Bir günümüz bir günümüzü tutmaz, her an tevhide de kalamazdık. Bir gün ağlar, bir gün gülerdik. Dünyada ki yolculuğun, doğum ve ölümle başlaması sürecinden anlardık. Allahın o güzel rehberleri Onun en güzel bilinçlerini yansıtsalar da, onlar bile bu dünya da çok acılar çekmişlerdir. O zaman acılarımızda olacak ve mutluluklarımız da olacaktı. O zaman çoğunlukla pozitif ya da negatiflikte kalan kişilerin, önce bir şeyi analiz etmeleri gerekiyordu. İnsan her an pozitif de ve negatif de olursa, bütünlük tarafından ziyanda kalacaktı. Pozitif ve negatiften çıkabilmenin tek anahtarı iki seçenek de olmasaydı,  neyi seçerdin sorusu olurdu? Seçilecek bir şey kalmazdı değil mi? Yaşadığın dünya da, zaten her şey pozitif ise, mücadelen negatiflikle nasıl olabilirdi ki, ya da her şey negatif ise, mücadelen pozitiflikle nasıl olabilirdi. Bu iki cephenin için de tamamen pozitif kalarak kendimiz olamazdık. Ya da her şeye negatif kalarak kendimiz olamazdık.

Dünya da alınması gereken ders belki de, fıtratımızda olan özelliklerimizin analizinde, en çok başımıza gelenlerin ve neden geldiğinin ve nelere nasıl tepkiler verdiğimizi süzgeçten geçirmek olacaktır. Bu süzgeç bizi kendi olma halimize bir adım daha yaklaştıracaktır. Kendimiz olabilmek neden bu kadar önemliydi? Çünkü orada kendini bilen Rabbini bilir vardı. En güzel rehber ilk andan beri O’ydu. Kendimizi bilebilmek için, özelliklerimizin de analizini yapabilmeliydik. İrade sadece kendimize karşı gösterebildiğimiz bir şeydir.  Sürekli pozitif olan birisine, en iyi dualite, karşısına negatifliklerin gelerek denge de kalmasını öğrenmesi ve dualiteden çıkarması onun uyanışı olacaktır. Uyanışın parçası bu hali edinmek olabilecektir.

Bu dünyada bizlerden önce yaşamış atalarımız ya da Tesla buna en iyi örnekti. Çok pozitiflerdi ancak, pozitiflikleri ve her an pozitif kalmaları ve bunlar karşısında nasıl zorlandıkları bizlere ders niteliği taşımaktadır. Şimdi neden bu dünya bu kadar kötü dediğimiz yerde, bakacak gözlerimiz başkalarının hanelerinin ışıklarının açık olup olmadığı değil de, kendi ışıklarımızı ne kadar açabildiğimiz ve dahası parlatabildiğimizden geçmektedir. İster sokağından davulcu geçsin, ister kulağından bir dost fısıldasın, istersen bir eğitimin içinden geç, işte bunların hepsi bizlerin yoluna, kendimiz olabilmek yoluna giden ve yön belirten ok’larmış gibi görmek olacaktır. Hz. Mevlana ne güzel demiştir; Işığı arama, ışığını engelleyenleri kaldır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

Mısır Tarlası

Dünyanın güneşi sadece ona doğuyordu sanki küçük bedeninde, taşımayacağı kadar acıları olsa da,  devasa büyük hayalleri vardı. Penceresinden yansıyan güneş huzmesi saçlarına vurmuş, başak gibi parlıyordu. Saçlarını elleriyle karıştırarak okşadı,…
Görüntüle

KENDİRDEN ÇADIRLAR

Traktörlerden çıkan motor sesleri ile açtı gözlerini sabahın ilk ışıklarına. Kafasını kaldırıp, araladı perdesini, tül perdenin arkasından telaşla çizmelerini dizlerine kadar geçiren teyzeleri ve amcaları seyretti. Kokusu şimdiden burnuna gelen…
Görüntüle

‘AŞK’SERÇENİN KANATLARINDA

Geçmişten eser kalmamışçasına, kıyısında köşesinde, ben önceden yemyeşildim diyen boyasıyla.   iki tarafa açılan minik bir ahşap pencere. Minik pencerenin önüne, yalpalaya yalpalaya yaklaşan yavru yaralı bir serçe. Artık yaralarıyla ona…
Görüntüle

ÜÇ BULUT KADIN

Mana giydirdiği birkaç bulutla konuşmaya başladı. Açık mavi, sarı ve pembe renkleriyle sanki oturan üç tane kadına benziyorlardı. Henüz onüç yaşlarında kalbinin derinliklerinde iz bırakacağı belli olan o üç meşhur…
Görüntüle

BİZİM MAHALLE  

Mahallenin adı ETHEM mahallesiydi. Mahallenin tam girişinde eski, uzun bir köprü vardı.  Bu köprüden giriş yapar mahalleye öyle adım atardınız. Mahallenin girişinden biraz ilerleyip, sola döndüğünüzde, tam köşedeydi evleri. İki…
Görüntüle

ADRESSİZ MEKTUPLAR

AŞK’ önce sağda solda kaçamak bakışlarla başlamıştı. Sözler, sandıklara vurulmuş, üstüne yeminler edilerek açılamayacak kadar küflü kilitlerde saklıydı. Söylenişinde, zarafet ve gücün aynı anda vurgulandığı bu üç harf, sihirli bir kelimeydi.…
Görüntüle