HZ.YUŞA

Bir evin bahçesi güllerle doluydu, mis gibi kokuyor ve öyle güzel görünüyorlardı ki, güllerin başında durmuş, kokluyor, bir yanda da kalbindeki o hüzünle ağlıyordu. Sırtı dönük olarak dururken bir denizin kıyısında buluverdi kendisini, bir anda mekân ve zaman değişmişti. Gökyüzünde ay ile güneş birleşip, dolunay halini almış, devasa büyüklükte işte tam da denizin üstünde duruyordu.

Dolunayı seyrederken kendisini de denizin üstünde buldu, istemsizce ayakları suyun üzerinde ilerliyor, ilerliyordu. Tam dolunayın önüne vardığında, bekledi, iç sesi, dolunayın içinden geçmesini söyledi. Ses o kadar güçlüydü ki, tedirgin olsa da dolunayın içinden geçti. Geçtikten sonra önünde yemyeşil bir doğa açıldı. Doğa o kadar güzeldi ki, nehirleri, çiçekleri, kuşları ile yemyeşil ve ışıl ışıldı. İşte içindeki o ses tekrar ortaya çıktı ve yürümesini söyledi. Yürüyor ancak nereye gideceğini bilmezken uzakta bir ev beliriyordu. O eve kadar iç sesini dinleyerek ilerledi. Ev uzaktan eski bir taş evi andırıyordu. Kapısına kadar vardığında içeri girmesini söyleyen iç sesini dinleyerek, kapıyı açtı. 

İçeri girdiğinde, birkaç kişi toplanmış bekliyor görünüyordu. Evin içerisinde bir ocak yanıyordu. Eski evlerin mutfaklarında, bacası olan ve ekmek pişirilmesi için kiremitle döşenmiş ocaklara benziyordu. Ona ocağın önüne oturmasını söylediler. Ocağın önünde oturmuş beklerken, içlerinden birisi, “Hz. Yuşa’da ettiğin duanı hatırla! Göğsünden bereket akıyordu”diyordu. Sen sözünü hatırlayınca, biz de seni duyacağız diyordu. Eline bir Kuranı Kerim veriyorlardı, o sayfalarını açsa da Arapça yazanları anlayamıyordu. Sonra orada olmadığı halde, bir anda Hacı Bektaşi Veli Hazretlerinin yüzü de belirmeye başlamıştı. “Bektaşilik ile ilgili yoluna gir” diyorlardı.

O oğlunu dünyaya getirdiğinde, henüz yirmi günlükken eşi ile niyet etmiş, düşen göbek bağını gömmek için Edirne’ye Selimiye Camisine gitmeye karar vermişlerdi. Onlar için Edirne’nin özel bir nedeni yoktu ancak o zaman içlerinden öyle gelmişti. Ancak Edirne’ye varmak üzereyken, göbek bağını evde unuttuklarını fark etmişlerdi. Buna rağmen onlar geri dönmemiş ve Selimiye Camisi ziyaretini yapmışlardı. Eve dönmüşler ve üstünden zaman geçmiş hala göbek bağı onlarda, gömülmesi için bekliyordu. Adetleri böyleydi, bebeğin düşen göbek bağı toprağa gömülürdü.

Eşi bir gün, “O vakit göbek bağını Hz. Yuşa ziyaretine gidelim oraya gömelim”demişti. Oğlu küçük olduğu için emzirdiği bir dönemdi ve işte Hz. Yuşa ile ilk buluşmaları bu vesile ile gerçekleşmişti. Gittiğinde dualar etmişti. Ancak üstünden geçen dört yıl sonrasında, Hz. Yuşa Efendi kendisini hatırlatmıştı. Ancak neyi hatırlaması gerektiğini bilmiyordu.

Hatırlatması için ise, göğsünden bereket akıyordu denilmişti. Rüyanın üstünden geçen üç hafta sonrası, bir hafta sonu eşi, “Çocuklarla birlikte dışarı çıkalım biraz hava alalım”demişti ve kahvaltıyı dışarıda yapmak istemişlerdi. Ancak her zaman gittikleri mekân dışında, başka mekâna gitmişler ve oradan da geze geze evlerine döneceklerken, yol o kadar kolay bir şekilde, Avrupa yakasından Anadolu yakasına bağlanmış, ne zaman, hangi arada onun olduğu ilçeye vardıklarını anlayamamışlardı. Rüyasından eşine henüz bahsetmemişti, yolun ona yaklaştığını gördüğünde ve ziyaret etmeye karar verdiklerinde, eşine anlatmaya başladı. Eşi de çok şaşırmıştı. Kendisi de o yolun nasıl bu kadar kolaylıkla, planda bile yokken Hazrete çıktığını anlayamamıştı. Belli ki zat, mekânına buyur etmiş ve yollar, planlar ona göre döşenmişti. Onlar kabul etmezse, gitmek de kısmet olmazdı diye düşünmüştü ve hiç aklında ve planında olmamasına rağmen, gittikleri yol, tekrar onları o mübarek tepeye götürmüştü.

Tepeye vardıklarında, o kadar hazırlıksızdı ki, başına bir örtü almak için tezgâhta örtüler satan bir kadının yanına yanaşmış ve ilk gördüğü başörtüsünü alıp almamayı düşünürken, satıcı kadın bile iç sesini dinlemesini söylemiş, “Sen ilk bunu gördün ve beğendin bu örtüyü al”demişti. Sonra lokumcuların önünden geçerken, o yaşına kadar yapmadığı bir şey yapmayı niyet etmiş ve bir kutu lokum alarak insanlara ikram etmek istemişti. O kadar çekingendi ki lokumu dağıtmak bile onun için bir cesaret işiydi. Ama işte satıcı kadının dediği gibi, iç sesi lokum almasını da istemişti.

Türbenin içerisine vardığında, abdestlerini almışlar ve ikindi zamanı olduğu için ibadetlerini yapmak istemişlerdi. Kadınlar mescidine girdiğinde, herkes birbirine saygılı ve sessizdi. İçeride çocuklar olmasına rağmen, onlar bile etrafın huzurunda seslerini çıkarmadan oyunlarını oynuyorlardı. Daha önce de bu tarz mescitlerde bulunmuştu ancak fark ettiği sessizlik ve saygı, içerisinin ambiyansı bambaşkaydı. Ziyaretlerinde genelde bu derece duygulanmazdı ancak onu bir duygu seli almış yürümüştü. İbadete durduğunda arkasında kimse yoktu, ancak her ayağa kalktığında ayaklarının arasından üzerinde kahverengi hırkası olduğunu düşündüğü birisi secde halindeydi. İbadeti bittiğinde arkasında sadece anne ve bir küçük kız çocuğu vardı ve kadın siyah, kız çocuğu ise pembe giysiliydi. Ayrılamadı oradan neye nasıl dua edeceğini bilemese de, onu oraya getiren Rabbi, Hz. Yuşa’nın yüzü suyu hürmetine, aklına geldiği gibi ve dili döndüğünce, dua etmeye başlamıştı.

İbadeti bitmiş ve onu bahçede bekleyen ailesinin yanına varmıştı. Aldı eline lokum kutusunu başladı dağıtmaya, her alan dua ediyor, “Allah niyetlerini kabul etsin” diyordu. Ne güzel bir paydaşlıktı ve o kutunun bitip bitmemesi tereddüdünde iken, herkes ikrama kabul buyurmuştu ve o son kalan lokumu da kendisi yemişti.

Hazretin türbesi uzundu, o boyu uzun olduğu için değil ancak tam olarak kabrinin yeri o ölçümü isabet ettiği için, türbesini de uzunca yapmışlardı. Başına gitti, oğlu artık dört buçuk yaşındaydı ve ona da açtırdı ellerini, kızını ve eşini de aldı yanına, güllerle çevrili türbesinin başında, “İşte geldik” demişti. Ağız ve burunlarındaki maskeye rağmen, oranın kokusu ve huzuru bambaşkaydı. Onlar ölü değildiler. Tıpkı, Bakara 154. Ayette dediği gibi. Bizler bunu anlayacak bilinçte olmasak da, herkesin hissettiği, içinden gelen bir duygu vardır. O duygu ki seni, negatifin ve pozitifin içinden alıp nötr olan alana ve içsel huzura doğru frekansını düzenlemeye vesile oluyordu. Tıpkı şarj edilmek gibi, buralar biz insanlar için bir şarj alan merkezleri gibiydiler. Bu yazı da bir iç ses ile yazılmış ve paylaşılmıştır. Yazı kolay akmasaydı, yazmayı düşünmeyecekti. Ancak akışı, belki akışa bir vesile olur ve kalplerinde bu tarz yerlerin ziyaretine inanmayan ya da inanıp fırsatı olamayanlar için, kalplere bir damla niyet aksın diye paylaşılmıştır. Yazıyı yine  bir iç sesle, Müştak Baba şiiri ile sonlandırmak güzel olacaktır.

Cânânı buldu hasta gönül, cânı istemez,
Bir hastadır ki çâre-i Lokmânı istemez.
Zencîr-i zülf ile Pâbend olan gönül,
Bâğ-ı cinânda sünbül ü reyhânı istemez.
Ehl-i kemâle nazîm bildirdi kendini,
Müştâk, eğerçi şöhret ile şânı istemez.

1 comment
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

GÖBEKLİTEPE

Çalıştığım bir firmanın toplantı odaları Göbeklitepe, Zeugma, Çatalhöyük diye isimlendirilmişti ve çocukluğumdan gelen arkeolojiye olan ilgim bir arkeoloji dergisine üyeliğim ile desteklenip Anadolu’daki gizemlerin yolculuğuna beni çekmişti. Yoğun olarak 2015…
Görüntüle

YILDIZLI GECE

Manevi yolculuğunun başlangıcıydı. Sene de birkaç saat ya da birkaç gün ulaşabiliyordu kendisine. Zaman o kadar hızlı akıyordu ki, içsel yolculuğuna çıkmak istediğinde alırdı eline defter ve kalemini işte o…
Görüntüle

HACI BEKTAŞ-İ VELİ

Kendini aramanın ve bulmanın yolunda iken ona yer yer kitaplar, yer yer bir avuç insanla yaptığı muhabbet eşlik ediyordu. Nefesin etkisini keşfetmiş, kuantum’un dünyasına adım atmış ve tasavvuf yoluna giriş…
Görüntüle

HACI BEKTAŞ-İ VELİ VE AGARTA  

“Nevşehir ziyareti bitmiş evlerine dönmüşlerdi, aklı o kadar karışmıştı ki sorular sormak araştırmak istiyordu ancak o kadar az bilgiler vardı ki onları da defalarca dinlemişti ve karar verdi kitabın yazarını…
Görüntüle

ARİFLERİN KARDEŞLİĞİ

“Konuşan yerler yüreklerdi ve aynı aşkın vurgunu olmaktı.”Modern çağın dervişi gibi yola koyulmuştu, plansız ve programsızlardı. Yola çıkmadan, niyet ettiğinle değil, yolun götürdüğü ile buluşurdun. O yol ki belki bir…
Görüntüle

UKRAYNA

Kültürünü içine çekmek için çıktığı yolda, görecekleri, kafasındaki dönüşmesini bekleyen konulara ışık olacağını hissederek heyecanlanmıştı. Dönüşü başka olacaktı. Her şeyin ama her şeyin kıymetinin bilinmesi gerekliliği çok büyük devasa şeylerde…
Görüntüle