HAFIZANI YENİDEN YAZ

Hayatta her şey denge de olmalı. Gün içerisinde duygu durum değişikliklerinde sergilediğimiz el kol hareketlerimiz, mimiklerimiz, ses tonumuz kısacası davranış biçimimiz her zaman bizi ele verdiği gibi, anlam yüklediğimiz duygumuz, bizim için hayırlısı olacak şeylere bile sırf yüklediğimiz üzüntü enerjisinden dolayı olacağa da set vurur. Diğer yandan çok ama çok sevindiğimiz, aşırı tepkiler gösterdiğimiz, anlamlar yükleyip, kaptırdığımız o duygu selinden dolayı da, bazen şükür seviyesinden çıkabildiğimiz zamanların ardından gelecek üzüntüyü de kaldıramayacak durumda olabiliriz.

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in davranış biçimlerinde de bu görülürmüş. Bir olaya ne çok sevinir nede çok üzülürmüş. Ne bir şeye çok sevin, ne de çok üzül, bilemezsin çok sevindiğin şeyin arkasından üzüntü gelir veyahut bilemezsin, çok üzüldüğün şeyin arkasından mutluluk gelir. Duygu durumlarında denge de olduğumuz anda, vereceğimiz kararlar daha sağlıklı olacaktır. Öfke kontrolü sağlanmış, kimselerin kalbi kırılmamış olacaktır, fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, ebeveyn olarak, eş olarak gösterebildiğimiz sabır, her şeyin altında duygularımızı denge de tutmak yatıyor.

Sinirlenip öfkelendiğimizde, sarf etmememiz gereken sözleri söyler, en son söyleyeceğimiz şeyi  en başta söylemiş oluruz. Kalp kırmak bu hayatta yapılabilecek en üzücü durum, “bana kırık kalplerle gelmeyin” ve “ben kırık kalplerdeyim” diyen bir Yaradanımız varken, kalp kırmamak gerektiğinin anlamı daha da derinleşiyor. Beynimizde, bu işlerden sorumlu adı Amigdala olan bir parçacık var ve bilimsel olarak da açacak olursak,  Amigdala, beyindeki hipotalamus bezinin üzerinde yer alan badem şeklinde olan ve beynin temporal loblarının derinliklerinde yerleşen nöronların oluşturduğu beynin bir bölümü olarak tanımlanır. Amigdala bölgesi, korku, güven ve sosyal ilişki kurma gibi davranışlarımızdan da sorumludur. Amigdala tüm canlılar için yaşamsal önemi ifade etmektedir. Açlık, tokluk, cinsel içgüdü, üreme dürtüsü, kavgaya katılma veya aniden kaçma duygularını kontrol eder.

Duyguları hissedebilmesi için ve empati kurabilmek için de Amigdalaya ihtiyaç vardır. Bu sebeple Amigdalasında hasar bulunan kimseler, bu tür duygulardan da yoksun olurlar. Amigdala duygusal hafıza ile kayıt halindedir ve bu veriler depolanır. Daha anne karnında bir ceninken bile, dışarıdan duyduğunuz, anne babanızın iletişimi, anneden size aktarılan duygu durumları sizin Amigdala hafızanızı oluşturur. Düşünün hamileyken, sürekli kocasından dayak yiyen bir kadının Amigdalası korku hafızasıyla doludur ve bu hafıza otomatik olarak bebeğe de aktarılmıştır.  Dünya ya geldiniz, büyüdünüz belki siz fiziksel şiddet görmeseniz de, babadan dolayı annede oluşmuş, korku hafızası sizde de olduğu için, amigdalanız normal den daha büyüktür, bu da şu demektir ki strese yatkın, duygu durumunu kontrol edemeyen, empati yeteneği kısıtlandırılmış, sosyal iletişim alanları sınırlandırılmış bir beyin yapınız olmuş olacaktır.

Amigdala ne kadar küçükse, o kadar iyi olacaktır. Ancak Amigdalamız ne kadar büyükse, ruhsal bozukluklar, şiddet, otizm, depresyon, travma, stres, öfke gibi bir sürü sorun sıralaması oluşturacaktır. Belki anne karnında bunlarla doğmuş ve bizlere genetik aktarımla sağlanmış olabilir. Bilimsel olarak günümüzde çok revaçta olan bilinçaltı temizlikleri bunların hafızadan silinmesi için uygulanabilen tekniklerden bir tanesidir. Uygulanan teknikler gerçekten sizi anne karnına götürerek belki de anne ya da babanızın sizi istemediğini bile duyabilirsiniz.

Aslında, bize aktarılan veriler ve hafıza ile yaşamak zorunda değiliz, bu hafızayı yeniden yazabilir, gerekirse, aktarılan tüm verileri yerine yenilerini koyabiliriz. Burada şuna değinmeden edemeyeceğim, stresle mücadelede prefrontal korteksi kullanırız. İnsanları diğer canlılardan ayıran bu alandır.
Sadece biz insanlara özgü bu korteks en geç gelişen yerdir. Tabiri caizse beynin hazinesidir. Beden işlevlerinin düzenlenmesi, ilgili-odaklı iletişim, duyguların düzenlenmesi, tepkilerin ertelenmesi, empati, sezgiler, sosyal beceriler, plan, kontrol, mantık, problem çözme, düşünce, ayrıntılı düşünme, yöneticilik gibi önemli yetiler, bu alanla ilgilidir. Beynin insana özgü bir bölümüdür. Yine stresle mücadelede bu alanı kullanırız. Örneğin stres ve öfke durumları ile karşılaştığımız zaman prefrontal alan devreye girer. Güçsüz ise strese ve öfkeye karşı yenilir. Güçlü ise kendisini kontrol altına alır, nedenlerini düşünür, empati kurar, planlar ve sonuca ulaşır. Stres ve öfke anında bazılarımızın kendisini kaybetmesinin bir nedeni, bu alanın fazla çalıştırılmamış olmasıdır. 

Prefrontal korteks çalıştırmak için bir sürü yöntemler geliştirilmiştir. Ancak en güzeli, nefesinizi kontrol edebilmemizdir. Öfke anında amigdala büyüdüğünde, devreye sakin kalarak ve sessiz ve sakinleşerek, düzenli aralıklarla solunumunuzu yavaşlatarak ve sakinleştirerek, kendinize sakince alınıp verilmiş üç nefes şansı vererek prefrontal korteksi devreye sokabilirsiniz. Son zamanlar da nefes egzersizi eğitimi veren yerlerin sayısı da oldukça artmış durumdadır. Eskiler ne der, için mi daraldı, çık hava al ve gökyüzüne bak derler. Gökyüzüne baktığında  dikkatin, öfke alanından çıkmıştır, kendini güvene almışsındır demektir. Peygamber efendimiz (s.a.v) ise, oturuyorsan, kalk, ayaktaysan otur, ya da vücudumuzu su ile temas ettirin der, suyun o eşsiz enerjisinden yararlanıp sakin kalmayı tavsiye etmiştir.

Bir sürü teknikler geliştirilmiştir. Yoga, meditasyon, namazdaki secde hali, hepsi bizim prefrontal korteksimizi daha aktif duruma getirebilmemiz içindir. İnsanoğlu telkinlerle öğrenen, tekrarlayarak öğrenen bir varlıktır. Size iyi gelecek cümlelerinizi tekrarlamanız, beyine yapması gerekeni düzenli aralıklarla kodladığınız da beyin hayal ile gerçeği ayırt edemediğinden dolayı, sözleriniz gerçeklik algısında yerini alacak ve oluşmuş hafızayı yeniden yazıp düzenleyebileceksiniz. Bu da günümüz de olumlama teknikleriyle, hayatımız da eşlik etmektedir. Şifayı kendi sesiniz ve tonlamanızla, ihtiyacınız olan her ne ise ya da bırakmanız gerekenler her ne ise kendi sesinizle, düzenli olarak size iyi gelecek tekrar sayısı ile cümlelerinizi tekrarlamanız kendi kendinizi şifalandırmaya yetecektir.  

Bilgi tektir, çünkü kaynağı tektir. Herkesin bilginin kaynağına gidiş yerleri farklı, farklı olsa da hepimizi topladığı aynı çatı altıdır. Dua etmek, niyetini, sunmak, duygularını kontrol altına alarak denge de kalmak, kendimize sunduğumuz telkinler, yaşamda muhteşem ötesi bir varlık olarak geldiğimizi hatırlatacak, çevremizden, anne babalarımızdan, atalarımızdan aldığımız, yanlış kodların yerine, güzel düşünceyi, sevgiyi, paylaşmayı, yardım etmeyi,  koyarak, sözlerinin güzel olmasını sağlayarak, yenisini yazıp güzellikleri getirdiğimizde, bu dünyaya geliş amacımızı hatırlayacak, sadece yeme, içme, üremeden ibaret olmadığımızı anlayacağız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

TESLA VE ATATÜRK

Annesine yazdığı mektuptaki şu cümlesi ile başlamak istiyorum. ( Şimdi, Türklerden uzak durduğum için üzgünüm çünkü onlar, şafaktan önceki duyduğum sesleri(satırları) söylüyorlardı. Şimdi fark etmeye başladığım şeyleri, onların daha iyi…
Görüntüle

Atatürk Ve Mu Kıtası

İnsanlar ilk başlangıçta Orion gezegeninde yaşıyorlardı ve insanların yaradılış amaçları huzur ve sevgiydi ve süptil yaşıyorlardı. Çok gelişmiş bir ırktı. Orion gezegenin de reptilianlarla birlikte yaşıyorlardı ve huzur içerisinde uzunca…
Görüntüle