HACI BEKTAŞ-İ VELİ

Kendini aramanın ve bulmanın yolunda iken ona yer yer kitaplar, yer yer bir avuç insanla yaptığı muhabbet eşlik ediyordu. Nefesin etkisini keşfetmiş, kuantum’un dünyasına adım atmış ve tasavvuf yoluna giriş yapmıştı. Bir gece rüyasında bir evin içinde ve mutfak bölümünde birkaç kadınla birlikte nefes çalışması yaptığı esnada, yanındaki kadınlar ona “Geliyor geliyor!” diye seslendiler.  O ise yerde uzanmış nefesini kontrol ederken üstüne gelen hizada yüksekte vücuduna paralel olarak bağdaş kurmuş oturan o zatı gördü. Öyle heybetli, öyle güler yüzlüydü ki hala yüzü gözlerinin önünden gitmiyordu. Hakkında çok derin bilgiler bilmemesine rağmen araştırmalar yapmış tasavvuf ehli büyük bir zat olduğunu ve bu yola giriş yaptığı için sanki rüyası aracılığıyla kendisine “Hoş geldin” diyordu. Büyüklerinden birisi rüyasını yorumlarken“Madem gördün kabrini ziyaret etmek makbul olandır” demişti. 

O sıralarda bazı araştırmalar yaparken hep önüne Agarta ile ilgili yazılar çıkıyor, konuyla ilgili kitap önerileri görmeye başlıyordu ve üstelik haklarında da hiç bir şey bilmiyordu. Bu durum karşısında “Hayırdır inşallah!” deyip geçiyordu. Büyüğünün sözünü dinleyerek, Nevşehir’e gitmeye karar verip yola çıktılar. Eşi yolculuk öncesi otel rezervasyonunu yaptırdığını söyledi.  “Nerede kalacağız?” diye sorduğunda, “Agarta adında bir otel de kalacağız” cevabı karşısında bu bir işaret sanırım diye düşündü ve o an bu işaretin boşuna olmayacağını da hissetti.

Yolculuk başlamış bitmiş, Nevşehir’e varmışlardı. İlk işleri Hacı Bektaş-i Veliyi ziyaret etmek olacaktı. O kadar manevi bir ortam vardı ki başında ağlayanlar, onun huzurunda Allah’tan dualarının kabul etmesini isteyenler vardı. O da durduramadı gözyaşlarını, dualarını etti çevresini gözlemlemeye başladı ve odanın dışında çeşitli tablolar vardı. Hepsini inceledi ve araştırmalarından birkaç parçaya rastladı. İnsan yüzü ve vücudu Kuran-ı kerim harfleri ile tasvir edilerek resmedilmişti. O sırada 19 Mayıs 1919 yılından önce manevi âlemde Atatürk’ün Hacı Bektaş-i Veli hazretleri ile istişare ettiği ve kendisinden nasıl yol izleyeceği ile ilgili bilgiler almış olduğunu öğrendi. Tüm bu öğrendiklerini hafızasına alarak oradan ayrıldı, sıra otele yerleşmekteydi. Agarta oteline vardıklarında, otelin belli başlı yerlerinde Agarta ile MU kıtası hakkında resimler ve haritalar vardı, otelin duvarlarını süsleyen bu haritalarla sanki dünyanın merkezi resmedilmişti. Kaldıkları günlerde etrafı ve turistik yerleri dolaştıktan sonra bir gece uyuyamadı. Geç saat olmasına rağmen otelin resepsiyon görevlisinin yanına gitti ve birkaç bir şey sormak istediğini belirttikten sonra otelin adını neden Agarta koyduklarını sordu.

Görevli, “Aslında otel birkaç doktor tarafından kuruldu ve Agarta ismini verdiler ve bununla ilgili de birkaç kitap var elimde okumak isterseniz verebilirim” demişti. Kitabın birini aldı ve sabaha kadar uyumadan okuyup bitirdi. Kitabın yazarının adını defterine not ettikten sonra kitabı geri teslim etti. Okudukları ve öğrendikleri karşısında çok etkilenmişti

Nevşehir ziyareti bitmiş evlerine dönmüşlerdi, aklı o kadar karışmıştı ki sorular sormak araştırmak istiyordu ancak o kadar az bilgi vardı ki onları da defalarca dinlemişti. Karar verdi kitabın yazarını bulacak ve sorularını ona soracaktı.

Yazarla iletişime geçmiş, birkaç kez mesajlaşma fırsatı bulmuş ancak sorularına yanıt alamamıştı. Yazar her seferinde,“Bu senin yolculuğun deyip mesajlaşmayı bitirir, konu ve zamanı geldiğinde idrakin açılacak ve sorularının cevabını bulacaksın” derdi. Uzunca bir zaman geçtikten sonra yazarın söyleşilerini yayınlayan bir kanala abone olmuş arada sırada yayınları izleyerek yazarı takibe almıştı.

Bir kandil gecesi unutmamış Yasin-i Şerif okurken Hac-ı Bektaşi Veliyi de duasına katmıştı. Sabah  telefonunu açtığında, abone olduğu kanalın yeni bir yayını önüne gelmişti. Konu başlığı HACI BEKTAŞ-İ VELİ’NİN MEZARI NEREDE? idi. Ne güzel bir tevafuk diyerek izlemeye koyulduğun da Hacı Bektaş-i Veli ile ilgili sanki sırlı bilgiler aralanıyordu.

Firdevs’i Rumi Lakaplı Bursalı İlyas Bin Hazırın yazdığı bilinen Fatih Sultan Mehmet ve II. Beyazıt döneminde yazıldığı ve en az 500-550 yıllık bir kitapta  Hacı Bektaş-i Veli’nin Velâyetnamesi üzerine iz sürmüş Gazi Üniversitesi Türk Kültürü Hacı Bektaş-i Veli araştırma merkezinin hazırladığı Velâyetname üzerinden konuşmalar devam etmekteydi. Velâyetname İslam inanışına göre velilik makamına ulaşmış din büyüklerinin yaşamını anlatan eserlerdi ve Veli: Allah dostu demekti.

Velâyetnamede 201. Sayfadan okuma yaparlarken pür dikkat kesildi.  Hacı Bektaş-i Veli’nin Anadolu’ya gelişi anlatılmaktaydı. Anadolu’ya gelişini manevi âlemde ilk gören Fatma Bacı olmuş ve selam vermiştir. Anadolu’ya gelişinin geçtiği yer Sulucakarahöyük ve karşılaştığı kişiler ise Fatma Bacı, Karaca Ahmed ve Hacı Tuğrul ve  bugün Ankara’ya bağlı Polatlı ilçesinde Bacı Köyü, Hacı Tuğrul Köyü, Sulucakarahöyük  ve Karaca Ahmed köyleri olduğu söylendi. Bu köylerde türbeleri ve kitabeleri de bulunduğunu resimleri ve belgeleri ile ve hatta kitabeleri çevirenlerin anlatımını duymaktaydı.

Hacı Bektaşi Velinin ölümünü anlatan bölüme geçtiklerinde ise sayfa 853 ile devam etmekteydiler. Hünkar Hacı Bektaş-i Veli vasiyetinde “İsmail’im sözümü dinle, benim en iyi halifemsin, bugün günlerden Perşembe’dir. Ben öleceğim. Sakın benim için yas tutma. Ben halvetimde can verince, cesedimin üzerini ört, kapıyı sıkıca kapat, dışarı çık, çile dağı tarafına doğru bak, yüzü örtülü, yeşil elbiseli bir boz atlı birisi gelecektir. Atından inip yanına gelecek, üzerimde Yasin okuyacak, sana selam verince selamını al, ona hürmette kusur etme, tabutumu ceviz ağacından yap, defnetmek için tabutuma koyun. O boz atlı benim hizmetlerimi yapacak ve beni toprağa verecek. Kadıncık Ananın oğlu bir süre tekkede türbedarlık yapacak. Sana bir vasiyetim daha var, vasiyetimi yerine getir ki Allah sana rahmet eylesin. Ben bu dünyadan gidince cenazemi Tekke’nin içine gömün” diyor. Çile dağı tarafından gelen o boz atlı çok net olarak görüldü, yeşil elbiseli, elinde yeşil bayrağı ile o himmetli kişi Tekke’nin kapısına geldi diyor. Tekke bugün Karaca Ahmed köyüne beş km mesafededir. Boz atlı imamlık yaptı. Erenler geldi ve cenaze nazmı kılınarak Tekke’nin içine defnettiler.

Hacı Bektaş-i Veli’nin ölümünün anlatıldığı bu bölümde üç isme dikkat çekmek gerekir.

  1. Çile Dağı
  2.  Tekke
  3. Karaca Ahmed  

Bu üç yer Ankara Polatlı coğrafyasında yer almaktaydı. Basit bir araştırma yapıldığında Çile Dağı sadece Türkiye’de Elazığ ve Ankara Polatlı da vardı.

Yayını izlerken gözyaşlarını tutamadı. Hacı Bektaş-i Veli derin bir yalnızlık içinde orada mı duruyor diye düşünmeden edemedi. Duyarlı insanların ve sevenlerinin takibi ile belki bu konu açılır da inşallah Hacı Bektaş-i Veli ait olduğu yerden sevenlerine kavuşur derin yalnızlığı son bulur diye düşündü. Bu bir iddia ise de birçok karineler vardı. Ve bunlar yaklaşık 600 yıl önce, dönemine tanıklık edenler tarafından yazılmışlardı. Vasiyetname bölümünde geçen yerlerin hepsi de Polatlı’da idi. Anladı ki o yazarın kitabı karşısına çıkmasaydı ve kitabını bir gece de okuyup tanışmasaydı ve söyleşini dinlemek için kanalı da takip etmeseydi nereden bu bilgi bu kadar temiz bir şekilde karşısına çıkacaktı. Ve karar verdi yolculuk Nevşehir’de başlamıştı ancak Karaca Ahmed Tekke köyünde devam edecekti.

1 comment
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

GÖBEKLİTEPE

Çalıştığım bir firmanın toplantı odaları Göbeklitepe, Zeugma, Çatalhöyük diye isimlendirilmişti ve çocukluğumdan gelen arkeolojiye olan ilgim bir arkeoloji dergisine üyeliğim ile desteklenip Anadolu’daki gizemlerin yolculuğuna beni çekmişti. Yoğun olarak 2015…
Görüntüle

YILDIZLI GECE

Manevi yolculuğunun başlangıcıydı. Sene de birkaç saat ya da birkaç gün ulaşabiliyordu kendisine. Zaman o kadar hızlı akıyordu ki, içsel yolculuğuna çıkmak istediğinde alırdı eline defter ve kalemini işte o…
Görüntüle

HACI BEKTAŞ-İ VELİ VE AGARTA  

“Nevşehir ziyareti bitmiş evlerine dönmüşlerdi, aklı o kadar karışmıştı ki sorular sormak araştırmak istiyordu ancak o kadar az bilgiler vardı ki onları da defalarca dinlemişti ve karar verdi kitabın yazarını…
Görüntüle

ARİFLERİN KARDEŞLİĞİ

“Konuşan yerler yüreklerdi ve aynı aşkın vurgunu olmaktı.”Modern çağın dervişi gibi yola koyulmuştu, plansız ve programsızlardı. Yola çıkmadan, niyet ettiğinle değil, yolun götürdüğü ile buluşurdun. O yol ki belki bir…
Görüntüle

HZ.YUŞA

Bir evin bahçesi güllerle doluydu, mis gibi kokuyor ve öyle güzel görünüyorlardı ki, güllerin başında durmuş, kokluyor, bir yanda da kalbindeki o hüzünle ağlıyordu. Sırtı dönük olarak dururken bir denizin…
Görüntüle

UKRAYNA

Kültürünü içine çekmek için çıktığı yolda, görecekleri, kafasındaki dönüşmesini bekleyen konulara ışık olacağını hissederek heyecanlanmıştı. Dönüşü başka olacaktı. Her şeyin ama her şeyin kıymetinin bilinmesi gerekliliği çok büyük devasa şeylerde…
Görüntüle