ÇİMENTO FABRİKASI

Yeni evlenmişti, düğün arifesinde yapılan borçlarını ödeyebilmek ve geçimini de sağlayabilmenin derdiyle yollara düşmüş iş arıyordu, başvurduğu firmalardan bir tanesi onu aramış görüşmek istediğini söylemişti. Baktı evine epey uzak olsa da nasıl gideceğini araştırmış, görüşmeye gideceği günü de iple çekmişti. O sabah kalktığın da çok sıcak bir yaz havasıydı, çeyizinde onun için alınan tozpembe takım elbisesini giymeyi tercih etmiş, gününe şans getirmesini dilemişti. Krem rengi tokalı ve topuklu ayakkabısını da ayağına geçirerek güzelce de kokusunu süründükten sonra evden çıkmaya hazırdı. Yola çıkarken öyle dualar etti ki şansın onunla olmasını diledi. Evinden otobüs durağına kadar yürüdü, yürürken topuklu ayakkabıya fazla alışık olmadığından, başına dert olacağını anladı, daha şimdiden ayakları şişmeye başlamıştı bile. Otobüs durağına vardığında beklemeye koyuldu o yöne gidecek olan otobüse bindi, yolda giderken çantasına attığı kalemi ve ajandayı çıkararak sormak istediği soruları çalışma saatleri, servisi, sosyal hakları ve cumartesileri çalışıp çalışmayacağını ile ilgili notlar edindi. Ondan istenen iş beklentisi ve hangi pozisyon da çalışacağını da yazdıktan sonra yol boyunca güzel bir ofisi olacağını hayal etti.

Nihayet otobüs durağına varmıştı, şoföre “Bu çimento fabrikasına nasıl gidebilirim?” diye sordu.  Şoför dümdüz ilerleyerek yaklaşık 500 metre yürüyeceğini söyledi, minibüs geçmez oralardan derken tepeden aşağı kadar arsız bir bakışla baktıktan sonra iyi günler diledi. İndikten sonra çantasına sıkı sıkı sarılarak güneşin kavuruculuğu altında yürümeye koyuldu, yürürken çevre fabrikaların depolarında çalışan birkaç erkek topluluğu onu bakışlarıyla süzerek laf attıklarını duyunca iyice sinirlendi. Karşılık vermek istese de bu ıssız yerlerde başına iş almak istemiyordu, hızlıca yürüyüp geçmeyi tercih etti. Yolda ilerlerken şoförün davranışından tut, bu çalışanların da bakışları altın da kendini kötü hissetmeye başladı, keşke bu şekilde giyinmeseydim diye düşündü.

Giydiği bir pantolon ve ceket olsa da renginden dolayı dikkat çektiğini düşünmeye başladı. Yol git git bitmiyordu, ayakları iyice acımaya ve ayakkabı da vurmaya başlamıştı. Az ileri de bekleyen bir köpek sürüsünü gördüğünde oradan nasıl geçeceğini düşünmeye başladı, ya beni kovalarlarsa,  randevuya geç kalırsam diye düşünmekten iyice strese girdi. Yorulmuş, çok susamış ve ayaklarından dolayı da canı çok acıyordu. Karşıdan gelen bir kamyonu gördüğünde hemen yolun karşısına geçip kamyon yolda ilerleyene kadar o da köpek topluluğunun olduğu yerden hızlıca geçecekti, hemen koştu yolun karşısına hızlıca yürüdü ve kamyonla aynı anda ilerleyerek köpeklerin onu görmesini engelledi. Sağına soluna baka baka ilerlerken fabrikadan bir işaret görmeyi umut etti. Yolda giderken inşallah servisi vardır, yoksa buralara nasıl gelip gidilir diye düşünürken, küçücük bir levhada firmanın adını ve ok işareti ile sağa doğru ilerleyeceğini gördü. Yol bitmemiş bir de sağdan devam edecekti, her yer öbek öbek toprak ve çimento doluydu o kadar ıssız yerlerdi ki keşke gelmeseydim diye düşünmeden edemedi.

Nihayet iş yerine benzer bir yere gelmişti, demirden kocaman sürgülü bir kapı vardı. Yarı aralıklı duran kapıdan şantiye benzeri uzun prefabrik bir alan ve çimento öğüten birkaç iş makinesini gördü. Gördü görmesine de içeri nasıl girecekti, onu karşılayan ne bir güvenlik kulübesi ne de çevre de bir insan vardı, baktı olmayacak telefon açmaya karar verdi.

Kapı da olduğunu ve içeri giremediğini söyledikten sonra da çok pişman oldu, ya buralar da başına bir iş gelse kim onu bulabilecek kime sesini duyurabilecekti. Çok korksa da artık onca yol gelmişken geri dönemezdi.  O kadar çok yorulmuştu ki saçları sıcaktan yapışmış, makyajından eser kalmamış, susamaktan dudakları çatlamıştı, hiç enerjisi kalmamış ve iyice bitap durumdaydı. Nihayet kapıya doğru birisi yanaştı, “Hoş geldiniz” dedi. İçine bir an su serpildi.  Kapıdaki görevli “Buyurun içeri geçelim” dedi. İçeri geçerken çalışan bir iki kadın görünce olumsuz düşünceleri biraz olsun dağıldı. Görevli kişi  onu bir odaya davet etmiş , “Buyurun  siz oturun ben patronumuzu çağırıyım” diyerek  giderken arkasından “Pardon bir bardak su rica edebilir miyim?” diye çekinerek isteğini ilettikten sonra, içinden “Bu kadar yol gelmiş olduğumu düşünemiyorlar mı?” diye sitem etti. Patrondan önce gelen bir bardak suyu tek yudumda içip, beklemeye koyuldu. Birkaç dakika sonra nefesi anca düzelirken içeriye orta yaşlarda bir erkek girdi, “Hoş geldiniz umarım kolay bulabilmişsinizdir?” diye soru yöneltince, yaşadıklarını anlatıp anlatmamanın kararsızlığında hesap kitap yaparken, şikâyet ediyor gibi görünmek istemediğinden “Evet evet sadece biraz yürüdüm, kolay buldum teşekkür ederim” dedi.

 Patron önce yaptıkları işleri anlatarak, iyi bir iş kapasitesinde çalıştıklarını ve artan iş hacminden dolayı, işleri yetiştiremediğini anlattıktan sonra devam etti. “Anladığım kadarıyla iş tecrüben yok ve yeni mezunsun, biz yoğun çalışıyoruz, aslın da tecrüben olsa bizim için daha kolay olurdu.” dedi.  Duydukları karşısın da sanırım özgeçmişini okumadıklarını düşündü, tecrübesiz olduğunu bilerek görüşmeye davet etmişlerdi, nerden çıkmıştı ki şimdi tecrübesiz olduğu düşüncesi diyerek lafa girdi. “Evet, tecrübe edecek zamanım olmadı ancak, kolay adapte olacağımı düşünüyorum” dedi, Patron tekrar sözü alarak ne kadar maaş istediğini sordu. Neydi ki şimdi bu, daha iş tanımı yapılmadan, çalışma süreleri netleşmeden böyle bir soruya nasıl cevap verebilirdi, düşüncelerini bir an askıya alarak, “Sizin bu iş için ayırdığınız bütçeyi öğrenebilir miyim?” diye sorusunu yöneltti.  Patron bu sorudan hoşlanmamış olacak ki, “Bu çalışana bağlı, sizin ve bizim istediklerimizin ortasında karar kılmamız daha iyi olacaktır” cevabını verdi.

Başlangıç için kiramı ödeyebilecek kadar miktar benim için yeterli olacaktır. Patron bu miktara kinayeli bir gülüş atarak “Tecrübeli arkadaşlarımız alıyor bu parayı sen çok istedin” dedi. Ne yapılacak olan işin planı,  ne de hangi şartlarda çalışacağını öğrenemeden pazarlık nedeniyle gidişatı kötüye giden iş görüşmesi kendini iyice kötü hissettirdi, “Peki dedi sizin için ne kadar olması gerekir ”dedikten sonra patron ona istediğinin yarısı kadar bir ücret teklif etti. Teklifi duyduğun da iyice omuzları düştü, hangi hayallerle gelmiş ne ummuş ne bulmuştu, sonra konuyu değiştirmek ve öğrenmesi gerekenleri öğrenmek için sorularını sordu.

Servisin olmadığını, iş arkadaşlarının arabalarıyla yol üzerinden kendisini alabileceğini, işlerin yoğun olması nedeniyle cumartesi çalışmaları gerektiğini, geç saate kadar çalışabileceklerini öğrendi.

Patron verdiği bu bilgilerden sonra tekrar söze girerek “Yeni evlisin yakın zamanda çocuk düşünüyor musun?” diye sormaz mı? Bir kelime edecekti ama  kem küm etti, ne diyeceğini bilemedi. Derin bir nefes alarak sakinleşmeyi beklerken,  o ana kadar adamın gözlerinin içine bakmamıştı. Gözlerini, gözlerine dikerek,”Bu nasip olan bir şey” dese de sinirine engel olamıyordu. Tekrar derin bir nefes alarak “Yeni evliyim ve çalışmaya ihtiyacım var. Şuan önceliğim çalışmak, evimi geçindirmek” dedi. Patron biraz gerildi ve “Özel bir konu kusura bakma ama işe girer girmez böyle haberler almayı istemem“dese de o an işe alınsa da, artık bir hükmü olmayacaktı.

Bu zihniyette birisinin çatısı altında çalışmak istemezdi, o yüzden iyi gitmeyen görüşme patronun nezdinde bitsin artık istiyordu. Patron sonra diyerek görüşmeye devam ederken bir anda “ Sen maaşı şimdi değil ama sonra sorun edebilirsin, buraya kadar geldiğin için teşekkür ederim” demişti. Duydukları karşısında fişek gibi yerinden fırlayarak kalktı, patron elini uzatmıştı ama o elini vermek istemedi, lafın gelişi teşekkür etti ve arkasına bile bakmadan çıktı gitti.  O demir kapıların ardından koşar adım çıkarken, içinden hıçkırmaya başladı birkaç dakika sonra içine de sığdıramadığı hıçkırıkları gözlerinden akmaya başladı. Biraz ilerleyince öbek öbek duran iki kum yığınının arasına çömeldi, ayakkabılarını çıkarıp yere oturdu, iki kolunu da dizlerine bağlayarak ağlamaya devam etti. “Neden?” dedi. Bu görüşme böyle geçmemeliydi, olmayacaksa da bu kadar incitici olmamalıydı diye içinden geçirdi. Henüz çiçeği burnun da bir gelin olmasına rağmen, ne bir balayı yapabilmişlerdi, ne de istediği gibi dinlenebilmişti, hayat beklemiyordu, sorumlulukları o an ona ağır gelmişti. Daha yirmili yaşlarında bunu yaşıyor olmasına üzülüyordu. Ama o çok şanslıydı, maneviyatı değer biçilemeyecek kadar sevginin içerisinde ve her şeyden önce tekrar ayağa kalkıp dimdik yoluna yürüyebilecek kadar gücü ve azmi içinde barındırıyordu. Hayatı böyle kabul edecek ve istemediği hiçbir görüşmeyi ama hiçbir görüşmeyi sırf nezaket olsun diye sürdürmeyecekti, sona erdiren ve yeniden başlamasına izin veren kendisi olacaktı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

Apartman Boşluğu

Gittiği yol yol değildi, çabasına bir karşılık bekliyor, hep mutluluğu başkalarında arıyordu. Kime değer verse verdiği değer karşılıksız kalıyor ve aldıklarıyla yetinemiyor, kimseyi de olduğu gibi kabul edemiyordu. Her gün…
Görüntüle

SEN NASILSIN…

Her sabah olduğu gibi yatağında iki büklüm kıvrılmış vaziyette açtı gözlerini sabahın ışıklarına karşı.  Üşümüştü evet, gecenin soğuğu üstüne beton gibi dökülmüştü.  Sanki yatağından kalkamıyor, hatta kımıldayamıyordu bile, sesi kısık…
Görüntüle

BİR…BİR

Eli koynunda bekleyenler misali, mis kokulu baharları bekledim, kâh yürek yangınların da aleve şifa oldum, kâh güneşli günlerin seher yeli… Balkonun da oturuyordu bir başına gecenin kör karanlığın da, elinde…
Görüntüle

KAR KÜRESİ

Yastığın kenarı ıslak, gözleri şiş, başında sanki tonlarca betonun ağırlığı, yutkunmak istiyor ancak boğazı direndiğinden, yutkunamıyordu. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Hala başucundaki mumluk yanmaya devam ediyor, mumun içeriğindeki gül…
Görüntüle

SALINCAK

Hayallerindeki kahramanlarla yaşamak, gerçek dünyanda görmek istediğin hallerini, düşlerinde olmasını istediğin gibi yaşatıp onlarla muhatap olmak gibi aciz durumdasın. Acizlik ise,  yapmaya gücün yettiği halde kendinde reddettiğin potansiyellerin dedi. Bu…
Görüntüle

KARADA YAŞAYAN BALIKLAR

Her zaman evlerine gelen birileri olmazdı; hele de bilmediği ve hiç görmediği bir şehirden birileri geliyorsa, onda da merak duygusunu uyandırmış ve heyecanlandırmıştı. Oturduğu yerden gecenin bir vakti, gözü yollarda…
Görüntüle